SANA İSABET EDECEK OLANA KİMSE ENGEL OLAMAZ
HERŞEY VAKTİNE ESİRDİR.
Bugün üzerimde, modern psikoloji literatürünün “anksiyetesiz varoluş”, kadim felsefenin ise direkt “teslimiyet” dediği o şahane, rafine bulut vardı. Bilenler bilir, normal şartlar altında en ufak bir belirsizlikte bile zihninde felaket senaryoları yazan, “Yarın ne olacak, o iş yetişecek mi, bu hayatın sonu nereye varacak?” diye olasılık hesapları yapan o analitik kadının yerinde bugün yeller esiyordu. Bir yoldan geçiyordum; rüzgar yüzüme vuruyordu ve içimde, aslında rasyonel olarak hiç de rahat olmamam gereken kaotik bir denklemde olmama rağmen, tuhaf, adeta aristokratik bir rahatlık vardı.
“Ne olacaksa hayrıma oluyor” rahatlığı... “Allah büyük, o kapı kapanırsa diğeri açılır” kaygısızlığı.
Yarın yine o eski, her şeyi kontrol etmeye çalışan, titiz ve detaycı halime geri döner miyim? Muhtemelen dönerim, insanız sonuçta; o ego mekanizması illa ki bir yerde “Ben buradayım” diyecek. Ama bugünlük o kontrol kalkanlarını yavaşça yere bıraktım. Bazı şeyleri, o sıkı sıkı tutunduğumuz ve bizi aşağı çeken yer çekimi yüklerini serbest bırakmayı öğrenmeye çalışıyorum. Tıpkı bir kuş gibi.
Hiç düşündünüz mü, sabah uyandığında dalların arasında cıvıldayan bir kuş, “Yahu bugün küresel piyasalar ne alemde, rızık bulabilecek miyiz, bu ekosistemde bana da bir pay kalır mı?” diye endişelenir mi? Yok. O asil hayvan, kanatlarını sadece rüzgara bırakır. Aerodinamik kurallarına güvenir, doğanın o muazzam biyolojik döngüsüne inanır ve uçar.
İşte bugün tam olarak o kuşların frekansındaydım; hani şu rızkından şüphe etmeyen, gökyüzünün egemen karakterleri... Kuşlar bilir ki, gökyüzü hiçbir kanadı yarı yolda bırakmaz. Onların lügatında “Gelecek kaygısı” adında zihinsel bir tümör yoktur. Onlar sadece anın aerodinamiğine sadıktırlar. Biz ise yarını dizayn etmeye çalışırken, bugünün rüzgarını kaçıran o trajik koleksiyonerleriz.
Biz insanoğlu, özellikle de hayatı rasyonalize etmeye bayılan entelektüel zihinler, her şeyi kendi çabamızla, kendi kurduğumuz o kusursuz mantık şablonlarıyla çözeceğimize inanma kibrine sahibiz. Buna felsefede “Kozmik Kibir” denir. Her şeyi kontrol edebileceğini sanan, evrenin merkezine kendi küçük iradesini koyan insanın o sevimli illüzyonu...
Planlar yapıyoruz, stratejiler kasıyoruz, hayatı bir satranç tahtası gibi kurguluyoruz. Sonra bir bakıyoruz, evren bizim o çok ciddiye aldığımız planlama karnelerimize bakıp bıyık altından gülüyor. Çünkü hayat, senin hamlelerinden çok daha büyük bir zekayla akar. Senin felaket sandığın o iflaslar, o bitişler, o kapanan kapılar; aslında seni olman gereken o asil menzile fırlatan gizli birer mancınıktır.
Hayatın en epik sahneleri, o bizim üzerine haftalarca düşünüp takvimlediğimiz dakikalarda değil; tam “her şey bitti, artık oyun tıkandı” dediğimiz ya da hiç beklemediğimiz, gardımızı tamamen düşürdüğümüz o büyülü anlarda vizyona giriyor. En çok da hiç ummadığın, beklemediğin zamanda o kapı çalınca, o anın bıraktığı psikolojik tesir bir başka oluyor. Zihnin o yapay zekası, o hesapçı tarafı bir anda devre dışı kalıyor ve geriye sadece saf bir hayranlık, muazzam bir büyülenme kalıyor.
Doğu felsefesinden batı mistisizmine kadar uzanan o kadim bir öğreti der ki: Her şey vaktine esirdir.
Sen ne kadar hırslanırsan hırslan, ne kadar hırpalanırsan hırpalan, zamanın ötesine geçemezsin. Tomurcuk açmak için baharı bekler, nehir denizine kavuşmak için yatağını eritir. Hayat, kendi iç dinamikleriyle akan muazzam ve adil bir kronometredir. Olacak olana, senin için tasarlanmış olan o şahane senaryoya kimse engel olamaz.
Şu an bu satırları okurken kalbi sıkışan, “Acaba geç mi kaldım, acaba kaybettim mi?” diye geceleri tavanı seyreden o güzel ruha sesleniyorum: Dinle. Sana isabet edecek olan o güzelliğe, o sükûnete, o başarıya ya da o hak edilmiş avantaja dünyanın tüm bürokrasisi, tüm kötü niyetleri bir araya gelse bile set çekemez. Ok yaydan çıkmıştır ve o hedef, senin kader çizginde zaten altın harflerle işaretlenmiştir. Eğer bir şey senin için yazıldıysa, o şey seni dağların arkasında bile olsan bulur. Eğer senin için yazılmadıysa, parmaklarının arasında tutsan bile uçup gider. Bırak gitsin. Bırak ki, yerine o asil olan gelsin.
Bu fikir, üzerinde saatlerce tefekkür edilecek kadar şahane, elit ve lüks bir duygu değil mi?
Kafayı yastığa koyduğunda “Yarın hangi problemi çözeceğim, hangi savaşı vereceğim?” diye değil, “Yarın benim için hangi yeni kapı aralanacak, evren bana hangi sürprizini sunacak?” merakıyla uyumak... İşte insanın bu kaotik çağda ruhuna verebileceği en kral, en asil hediye bu teslimiyet duygusudur. Bu bir vazgeçiş değil, aksine en yüksek bilinç seviyesidir. Sorumluluklarımızı yine bir cerrah titizliğiyle yerine getirelim, omurgalı ve dik duralım; ama o sonucun getireceği zihinsel ağırlığı, o psikolojik yerçekimini de sırtımızda taşımayalım.
Gözlerini kapat ve derin bir nefes al. Şu an tam olman gereken yerdesin. Kaçırdığını sandığın trenler, aslında seni ezmesinden kurtulduğun kazalardır belki de. Nereden biliyorsun?
Bu akşam zihnimizi o yorucu sorulardan, kimin ne dediğinden, yarının o hayali yüklerinden tamamen arındıralım. Kendi sakin ve bağımsız cumhuriyetimizde kahvemizi yudumlar gibi sakinleşirken, ruhumuzu o gökyüzünde hiçbir şüphe duymadan, kaygısızca süzülen kuşların şerefine, o şahane hafifliğe bırakalım.
Unutma; kapıyı kapatan el, pencereleri açacak olan elin ta kendisidir. Kanatlarınızı rüzgara bırakın. Ne de olsa, her şey tam da vaktinde olacağı yere varıyor.
Rahatla. Her şey kontrol altında... Ama senin kontrolünde değil, çok daha büyük bir gücün kontrolünde. Ve o güç, seni çok seviyor.
Kadriye Boz
Bursa / 2026 /Cumartesi
Yazının hakları saklıdır.Tamam




Dinlerken "göklerden gelen ses" hissine kapıldım🤗 Yalın, net ve içimize şifa olacak şekilde yazmışsınız. Ellerinize sağlık. Arada sözlerinize paralel fikirler geldi eski okumalardan; Gazali İhya'da; Allah rızkı sadece akıllılara vermez de zaman zaman akıllı olmayanlara verirmiş ki akıllılar kazanmanın sadece akılla olmadığını bilsinler diye 😊 der Tolstoy ise İnsan ne işe yaşar kitabında; "İnsan plan yapar Tanrı ise gülümser" diyordu. Ne güzel demişsiniz "kozmik kibir". Kul Hüseyin ise bir deyişinde;
"Hüseyin Beyhude Ah Etme Naçar
Bir Kapı Örterse Birini Açar
Buna Dünya Derler Hepisi Geçer
Hangi Günü Gördün Akşam Olmamış"
diyor. Bu arada bu deyişi Tolga Sağ'ın Yol albümündeki "Zamanede bir Hal Gelmesin Başa" türküsü yorumu ile dinleyince hep bu kozmik kibire iyi gelmiştir bende. Atıf vere vere yazınıza paralel alternatif, 'yorum üzerinden işporta' 😊 gibi yaptım ama gayem o değildi. Öyle içimden geldi.
Yüreğinize sağlık
Duymaya en çok ihtiyacım olduğu bir anda geldi sözlerin şifa gibi.. iyi ki ♥️